5/02/2010

Yaş !

Yaş.Öyle geçkin birşeydir ki.Siz hiçbir şey anlamadan geçip gider.Peki nasıl gider zaman ?
Dümdüz..
Hareketli..
Heyecanlı..
Akıcı..
Dolu dolu..
Nasıl tanımlarsınız zamanınızın geçişini bilemiyorum ama ben kendi etrafımdaki zamanı ve dolayısıyla yaşı şaşkınca geçmiş gibi tanımlıyorum.Öyle birşey ki.. Saçınızdan bir telin kopup yere düşene kadar vücudunuzda geçirdiği zaman gibi geçer yaş.Ne hızlı ne de yavaş..Bir bakmışsınız göbeğiniz fırlamış,saçlarınızda tel tel beyazlar,hayatınızdaki en zevkli aktivite ev temizlemek, haftasonu sevgilinizle gezmenin yerini televizyon karşısında uyuyakalmak almış,öpüşmeyi unutmuşsunuz,sevişmek desen ayda 1 kere varsa ne mutlu size.Kimilerine göre..

Kimilerine göre ise ;

Gençliğinizdeki fazla kilolardan kurtulmuş bir beden,saçlarınızın rengi değişmiş ve yüzünüze daha uyan bir renk almış,hayatınızdaki en zevkli aktiviteler sıralama yapamayacak kadar çok,eğlencenin gerçekten dibine vurduğunuzu ilk defa bu kadar derinlerde hissediyorsunuz,anneliğin kokusu yasemin çiçeklerine karışmış bir koku,bir dakika yerinizde duramıyorsunuz,ilk defa sevişmekten bu kadar keyif alıyorsunuz ve öpüşmeden yapamıyorsunuz..Kimilerine göre yaş böyle geçer işte.

Dolu dolu,çok çok,içten içe ne derseniz deyin.Nasıl tanımlamak isterseniz öyle tanımlayın yaşı.Siz kendinizi hangi hikayede esas kız veya esas oğlan olarak görüyorsanız öyle geçer yaş. Hangi ses sizi kendine daha çok çekiyorsa o yöne götürür sizi hayat.Yaş mı ? Sadece küçük bir ayrıntı...
Demeyi çok isterdim ama değil.
Yaş geçiyor.Ama şunu farketmek lazım ;
İlerledikçe iyiyemi gidiyor ? Kötüye mi ?
Geçirdiğiniz yaşların tadı damağınızda mı kaldı ?
Yoksa gelecekteki yaşlarınızın kokusu şimdiden burnunuzu mu gıdıklıyor ?


E.

Hiç yorum yok: